25-11-2017 | Bugünkü SONHABER
Bahçeşehirli minikler söyleşide Bahçeşehirli minikler söyleşide
Sözleşme imzaladılar Sözleşme imzaladılar
Obezite Okulu mezunlarını verdi Obezite Okulu mezunlarını verdi
Köpek katili domuzu avladılar Köpek katili domuzu avladılar
14 Kasım 2017 Salı, 10:15

REKLAM İYİDİR!

 

Hediye gelecek mallar bizim için iki açıdan önemliydi;

Birincisi; belirli rakamlar koyup, o miktardan fazla alışveriş yapan müşterilere, çekilişle bu hediyeleri ikramiye olarak verebilirdik. Güzel bir reklamımız olurdu…

Ne de olsa Edirne küçük bir yerdi ve kulaktan kulağa çabuk duyulurdu...

İkincisi; Kantine, teşkilat personelinin canla başla sahip çıkması için, yılsonunda yapılacak seçimlerde, oy vermeye gelecek personele bu hediyeleri kur'ayla dağıtabilirdik...

Seçim zamanı, yönetimi seçmek için, kimse ilgi göstermiyordu.

Hediyeler onları seçimlerde oy kullanmaya çekmede cazip gelebilirdi.

Nitekim öyle de oldu. 1998 Seçimini bir düğün salonunda yapmıştık, içerisi tıklım tıklım dolmuştu. Herkes mutlaka bir hediye almıştı; halı, havlu, bisiklet, Televizyon, hesap makinaları...

Haber merkezinde o gün görevli, sevdiğim bir memur telefonda;

“Müdürüm bizim günahımız ne? Nöbetçi olduğumuzdan gelemiyoruz, benim adımı da kur’aya dahil etseniz olmaz mı?” diye sormuştu.

“Hediyeler Yalnızca seçime gelenlere!” demiştim…

İlk aldığımız hediyeler; bir buzdolabı ve yanında, sanırım o zamanlar değerli olan radyolu teyp ile bir başka cihazdı.

Buzdolabını 500 evler kantininin tam orta yerine koydurdum ve üzerine yazı astırdım;

“Bir defalık alışverişte 30 milyon liralık mal alanlar arasından çekilecek kurayla, şanslı müşterimize hediye edilecektir! Her 30 milyon liralık alışverişe bir şans!”

Süreyi 15 günle sınırlı tuttum ki heyecanı kaybolmasın!

15 günün sonuna gelen pazar günü, çekilişe katılacak, alışveriş yapanların numaralarını bir cam kavanoza doldurduk. Hanım müşterilerden merak edip gelenler olmuştu; Onlardan birinden rica ettik, buzdolabı talihlisinin numarasını çektirdik.

Bir başka bayan müşteriye de radyolu teybin talihlisini herkesin gözü önünde çektirdik. Üçüncü hediyeyi de bir başka bayana…

Her numara sahibinin telefon numaralarını da almıştık.

Buzdolabı talihlisinin numarasını aradım;

“Polis Kantininden arıyorum, buzdolabı çekilişine katılanlar arasından siz kazandınız!” dedim.

Adam, astsubaymış;

“Bırak dalga geçmeyi, başkasını işlet arkadaş!” dedi.

İnanmamıştı.

“Buzdolabınızı götürmek size aittir. 3 gün içinde almazsanız, bir başka müşteriye vereceğiz, haberiniz olsun!” dedim.

Adamcağız 10 dakika sonra çıktı geldi. Buzdolabını verdik.

“Neden inanmadınız?” diye sordum.

“Bir alavere-dalavere yaparlar, kendi personeline çıkartırlar, diye düşünüyordum. Onun için inandırıcı gelmedi,” dedi. “İlk defa böyle bir şey kazanıyorum, teşekkür ederim.”

Aldı, götürdü buzdolabını. Kantinin devamlı müşterisi olduğu gibi, diğer arkadaşlarına da bizim reklamımızı yaptığından, çok astsubay bizim kantine gelmeye başladı…

 

VATANDAŞA BUZDOLABI, BİZE HAVAGAZI!

 

Çekilişteki üç hediye de, kantinden alışveriş yapan sivil vatandaşlara çıkmıştı. Bu biraz sıkıntı yarattı;

“Bizim sayemizde kurulmuş kantin hediye dağıtıyor, biz değil vatandaş yararlanıyor…” cümleleri kulağıma gelmeye başladı.

Oysa bilinenin tam tersine, her şey, dışarıdan alışveriş için kantine gelen siviller sayesinde oluyordu.

Malın ucuz olabilmesi için, peşin parayla satmamız gerekiyordu ki elimizde nakit para olsun! Teşkilat mensupları yazdırır, 45 gün sonra öderdi. Vatandaş ise trink! Bu birinci önemli husustu.

İkinci önemli husus; malın ucuz olması için, çok alınması gerekiyordu. Mesela bir koli Omomatik toz deterjan almakla, bir kamyon dolusu almak arasında muazzam fiyat indirimi oluyordu.

Alınan mal,lar satılmadıktan sonra, hiç bir anlamı yoktur. Çok alınan malın, çok da satılması için vatandaşa ihtiyacımız vardı...

Kantini ayakta tutan, aslında, normal vatandaşların yaptığı alışverişlerdi. Bundan hem onlar kazançlı çıkıyordu, hem de bizim kantinler…

Bir keresinde üç kamyon dolusu 'Omomatik deterjan' almıştım...

Edirne’deki bizim teşkilat mensupları 10 yılda bitiremezler...

Yedi kamyon dolusu Coca Cola’yı da…

Bir kamyon dolusu İzmir’den, direk fabrikasından aldığımız 'Billur Tuzu' da…

Hele, üç buçuk tır dolusu Pampers çocuk bezi yirmi yıldan önce bitmezdi! Ama halka açık olunca o zamanlar 90 bin nüfuslu olan Edirne’de altı ay içinde satılıp, bitiyordu.

Kantincilik yaparken çektiğim en büyük sıkıntı; vatandaşın kantinden alışveriş yapmasının önemini teşkilat mensuplarımıza anlatmadaki başarısızlığımdır.

Herkesin düşündüğünün tersine, biz kantinlere alışverişe gelen 'halkın' sayesinde ucuzduk!

 

COCA COLA İLE ANLAŞTIK!

 

İnsan; bir işe kendini tamamen kaptırdı mı, o işin geleceğini de az çok kestirmeye başlıyor. Biz de 1997 yılından, 1998 yılına bakarak, senede 15 bin koli Coca Cola satabileceğimize inandık.

Firmanın müfettişi geldiğinde oturup, anlaştık! Satamazsak herhangi bir kaybımız olmuyordu. Satabilirsek, firma bize bir minibüs verecekti…

Müfettiş;

“İsterseniz yazılı bir sözleşme de yapabiliriz,” dedi.

Gerek duymadık. Nasıl olsa polistik. Kimse bize kazık atamazdı!

Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, yabancı sermayeli markalar, siz taahhüdünüzü yerine getirdiğinizde, onlar da taahhüdünü yerine getirirler! Madik atmazlar!..

Yeri gelmişken anlatıvereyim; 1998 yılında kantin yine bizim yönetimimizdeydi ve Aralık ayının sonuna doğru, bilgisayardan satışlarımızı kontrol ettiğimizde Coca Cola firmasıyla bir sene içinde 15 bin koli mal satmak için anlaşmış olmamıza rağmen, 17 bin 500 koli mal satışının gerçekleştiğini gördük.

Bedavadan minibüsü hak etmiştik. Böylelikle, kantinin en büyük sorunlarından birini halletmiş olacaktık.

Cola’nın satış müfettişi geldiğinde;

“Biz sözümüzü yerine getirdik, sıra sizde,” dedim.

“Bizim kayıtlarımızı da kontrol edelim, doğruysa sorun yok, arabanızı hemen teslim ederiz müdürüm,” dedi.

Bir hafta sonra geldiğinde;

“Evet, rakamlar tutuyor, satışı gerçekleştirmişsiniz. Araba almaya hak kazandınız. Ancak bir sorun var; gördüğünüz gibi yılın son günleri olduğundan bu yılki promosyon bütçemiz maalesef bitmiş. Sizden, en geç gireceğimiz yılın Şubat ayına kadar müsaade istiyoruz. Bir ay içinde teslim etmeye söz veriyoruz,” dedi.

Önemli olan şartları yerine getirip, hak kazanmaktı. Bir ay sonra olması o kadar da önemli değildi.

“Tamam, anlaştık.” Dedim. “Bir çakallık yapmaya kalkarsanız elimden kurtulamazsınız ona göre!”

Tatlı sert ikaz etmenin bir zararı olmaz!..

Güldü;

“En geç Ocak ayının sonunda, kantinin kapısında müdürüm, içiniz rahat olsun!” dedi.

Yaptığımız iş kesinleştiğinden, artık Emniyet müdürü ve yardımcılarına durumu anlatmanın iyi olacağına karar verdik.

Hepsine teker teker olan biteni anlattım. İlginç olan şu ki; hiç birisi ikna olmadı. Hatta müdür beyin sağ kolu olan müdür yardımcısı;

“Öyle saçma iş mi olurmuş, koskoca minibüsü nasıl verecekler? Çok havalarda geziyorsun,” gibi sözler söyledi.

Onunla birbirimizi sevmezdik!..

“Hep birlikte göreceğiz!” dedim.

Lojistik şubeden sorumlu müdür yardımcısı, tuhaf bir uyarıda bulundu;

“Boşuna minibüs falan almayın. Genel Müdürlük kabul etmezse, kuvveye geçmez. Yakıtı, sigortası, bakımı sorun çıkarır! Dertsiz başınıza dert açarsınız! Bizi de uğraştırmayın! Sahipsiz minibüs trafiğe çıkamaz!”

Minübüs meselesinde Kola firması sözünü tutmuş olsa da kantinlerimiz minübüsü alamamıştı, "Öyle saçma iş mi olurmuş!" diyen müdür yardımcısının kişisel geleceğine kurban gitmişti. Yeri gelirse anlatırım!

 

BİLGİSAYAR MI? DAKTİLODAN FARKI NE?

 

1997 yılında kantine tekrar başladığımda kantin başkanı olmamı isteyen –silah sever- Emniyet Müdürü, tayin olup gitmiş, yerine yeni bir ağabeyimiz gelmişti. Hem insan olarak, hem de polis olarak İyi birisiydi.

Kanımın kaynadığı Kolejli bir ağabeyimizdi. Sanırım, bana da oldukça güvenirdi.

1997 yılının sonuna doğru, bir gün makam odasında sohbet ederken; benim, 1998 yılında da kantini yönetmemi istedi. Çok zorlanıyordum ama zaten benim de niyetim devam edip, kantini iyice kurumsal hale getirmekti. Öyle bir sistem kurmalıydım ki, ben gittikten sonra bile işler tıkır tıkır yürüyecek şekilde olsun.

Bunu yapabilirdik!

Kantin sistemini güzel çalıştırırsak, pek çok yönden kazançlı çıkacaktık.

İlk kazancımız; Emniyet Müdürlüğüne korkunç boyutta para getiren bir birimimiz olacaktı. Personel maaşı hariç belki de tüm ihtiyaçlarımızı kendimizin karşılayacağı bir sistem!

İlk hedefimiz de, Edirne Emniyet Müdürlüğünü tamamen bilgisayarla çalışır hale getirmekti. O zamanlar bilgisayarın kıymeti pek bilinmiyordu. Bilgisayarlar, daktilo gibi görünürdü. Daha çok oyun oynama cihazı gözüyle bakılırdı.

İkinci kazancımız; Polisin halkla ilişkilerini sağlamada çok etkisi oluyordu. Halkın bizimle kaynaşmasını sağlıyordu. Polise düşman gözüyle bakanlar bile alışveriş için kantine geliyorlardı. Çene çalarken biz onları, onlar bizi anlamaya başlıyorlardı.

Üçüncü kazancımız; teşkilat personelinin harcamalarını, ucuz mal satarak daha rahat karşılamasını sağlıyordu. Bir anlamda maaşlarına yapılmış gizli bir zamdı!..

 

Devamı Yarın...

14 Kasım 2017 Salı, 10:15
   YORUMLAR
   YORUM YAZ
Adınız :
E-mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu
:



   DİĞER HABERLER
25.11.2017, 11:50 -
24.11.2017, 11:02 -
23.11.2017, 10:28 -
22.11.2017, 10:11 -
21.11.2017, 10:49 -
20.11.2017, 10:38 -
18.11.2017, 10:57 -
17.11.2017, 10:55 -
16.11.2017, 10:24 -
15.11.2017, 11:14 -
14.11.2017, 10:15 -
13.11.2017, 10:27 -
11.11.2017, 10:11 -
10.11.2017, 11:10 -
09.11.2017, 10:54 -
08.11.2017, 12:10 -
07.11.2017, 10:33 -
06.11.2017, 11:53 -
04.11.2017, 12:00 -
02.11.2017, 10:30 -
NİYET İYİ, BAŞLANGIÇ KÖTÜ
SONHABER 23 yaşında
DÜNYA EVİNE GİREN ONURUMA
Esrarengiz seyahat
Kalp ağrısı
İslamda israf haramdır
Kazanıyoruz mu yoksa kaybediyor muyuz?
SİYASET BÖYLE BİR ŞEY
    Öğretmenler gününde gözyaşı
    Sağlığa Arjantin ilgisi
    Tüfenkci’nin Edirne Çıkarması
    Kara günden aydınlığa...
    Eli öpülesi öğretmenim...
    Aynı suçtan cezaevine
    Edirne’nin rekabet gücü masada
    Öğretmenlere anlamlı hediye
    Emekli öğretmenlerle bir arada
   
© 2011
EdirneSonHaber.Net'in hosting hizmeti REFONA tarafından sağlanmaktadır.